MEDYUM BİLAL

HER DERDİN ÇARESİ BU KAPIDA
 
Anasayfacin huddam yüzüTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ZİKİR ÇEŞİTLERİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:12 pm tarafından medyumbilal

» GERÇEK ŞAHMERAN DUASI
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:11 pm tarafından medyumbilal

» VİRD ZİKİR DERSİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:05 pm tarafından medyumbilal

» VİRD-İ MEVLEVİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:04 pm tarafından medyumbilal

» SALAT-I MEŞİŞ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:03 pm tarafından medyumbilal

» CİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:01 pm tarafından medyumbilal

» CİNLER NEREDE YAŞARLAR
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:59 pm tarafından medyumbilal

» KAÇ ÇEŞİT CİN VARDIR
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:59 pm tarafından medyumbilal

» CİNLERİN VARLIĞI YAPISI
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:58 pm tarafından medyumbilal

Şubat 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728     
TakvimTakvim
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 49 kişi Paz Haz. 03, 2012 5:03 am tarihinde online oldu.
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum

Paylaş | 
 

 ŞER'İ RUKYE

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
medyumbilal
medyum


Mesaj Sayısı : 144
Kayıt tarihi : 30/04/10

MesajKonu: ŞER'İ RUKYE   Çarş. Mayıs 05, 2010 9:37 pm


Şer’î Rukye:


Sihir yapılmış kişiyi tedavi etme
yöntemlerinden birisi



-ki bu bağlanmış dolayısıyla da hanımıyla
ilişki kuramayan



erkek için de faydalıdır-(204) şöyledir:


Yeşil sidir ağacından yedi adet yaprak alınıp
taş vb. bir



şeyle ezilerek bir kaba konur. Sonra üzerine
gusül abdesti



almaya yetecek kadar su dökülür ve bu suya şu
âyet ve



sûreler okunur:





(204) Bkz. Cemâl Sâvelî, Tahsînu
Ehli’l-Îmân mine’l-Ayni ve’l-Hasedi



ve’s-Sihri ve’ş-Şeytân
, s. 68-69; Muhammed Şâi’, el-Vikâye ve’l-


‘Ilâc bi’l-Kitâb ve’s-Sunne
, s. 105; Âlemu’s-Sihri
ve’ş-Şa’veze
, s.


211-212.


(205) Bakara, 255.


(206) “(Rasûlüm!) De ki: Ey
kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza



tapmam. Siz de benim
taptığıma tapmıyorsunuz. Ben de sizin



taptıklarınıza asla tapacak değilim. Evet, siz de benim
taptığıma



tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”


Kâfirûn sûresi.


(207) İhlâs sûresi.


(208) Felak sûresi.


(209) Nâs sûresi.


(210) “Biz de Mûsâ’ya: “Asânı
at!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu,



onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. Böylece gerçek ortaya


çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti. İşte Firavun
ve



kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.”
A’râf, 117-Sonra
bu sudan üç yudum içilir, geri kalanıyla da



gusül abdesti alınır. Böylece Allah’ın izniyle
hastalık iyi



olur. Gerektiğinde hasta iyi oluncaya kadar bu
tedaviyi iki



(211) “Firavun dedi ki: Bilgili
bütün sihirbazları bana getirin! Sihirbazlar



gelince Mûsâ onlara: Atacağınızı atın, dedi. Onlar (iplerini)


atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin getirdiğiniz sihirdir. Allah onu
boşa



çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez.
Suçluların



hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır.”


Yûnus, 79-82.


(212) “Dediler ki: Ey Mûsâ! Ya
sen at veya önce atan biz olalım. Hayır,



siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve
sopaları,



kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor. Mûsâ, birden içinde


bir korku duydu. Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle


sensin. Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları,


sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa)


iflah olmaz.”
Tâhâ, 65-69.


ya da daha fazla kez uygulamakta herhangi bir
sakınca



yoktur.(213)


Vahîd Abdusselam Bâlî, kitabında uzun bir
rukyeden



söz ederek onun her çeşit sihir için geçerli
ve faydalı olduğunu



belirtmiştir. Biz, burada onun daha önce
verdiğimiz



âyetlere ek olarak zikrettiği âyetleri sunacak
ve bu rukyenin



uygulama şeklini anlatacağız:


Tedaviyi yapan kişi elini hastanın başına
koyar ve



onun kulağına şu rukyeyi ağır ağır ve tane
tane okur:






(213) el-Vikâye ve’l-‘Ilâc
bi’l-Kitâb ve’s-Sunne
, s. 105-106; Ebu’l-Fidâ


Muhammed ‘İzzet Ârif, Keyfe
Nudâvî ve Nettakî’s-Sihra ve’l-



Messe ve’l-Hased
, s. 27; Tahsînu
Ehli’l-Îmân,
s. 68-69.


(214) “Kovulmuş şeytandan, onun dürtmesinden (vesvesesinden),
üflemesinden



ve tükürüğünden Allah’a sığınırım.”


(215) “Hamd (övme ve övülme),
âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.



O, rahmandır ve rahîmdir. Ceza gününün mâlikidir. (Rabbimiz!)


Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.


Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun


kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu


değil!”
Fatiha sûresi.


(216) “Elif. Lâm. Mîm. O kitap
(Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O,



takva sahipleri için bir yol göstericidir. Onlar gayba
inanırlar,



namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda


harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene


iman ederler; âhiret gününe de kesinkes inanırlar. İşte onlar,
Rablerinden



gelen bir hidâyet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak


onlardır.”
Bakara,
1-5.



(217) “İlâhınız bir tek
Allah’tır. O’ndan başka hak ilâh yoktur. O, rahmandır,



rahîmdir. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında,


gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda


veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde,


Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı
suda,



yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile
gök



arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen


bir toplum için birçok deliller vardır.”
Bakara, 163-164. 218) Bakara, 255.


(219) Bakara, 285-286. Bunlardan sonra sihirle ilgili âyetleri okur ki onları


daha önce zikretmiştik. Bu âyetler şunlardır:
A’râf sûresi



(220) “Allah, adâleti ayakta
tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır



ki, kendisinden başka hak ilâh yoktur. Melekler ve ilim
sahipleri



de (bunu ikrar etmişlerdir). Mutlak güç ve hikmet sahibi


Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah nezdinde hak din İslâm’dır.


Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, ancak
aralarındaki



kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini


inkar edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.”
Âl-i


İmrân, 18-19.


(221) “Şüphesiz ki Rabbiniz,
gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra



Arş’a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze


bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş
durumda



yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de


O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! Rabbinize
yalvara



yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları
sevmez.



Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.


Allah’a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak


ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.”
A’râf, 54-56. 117-119.
Yûnus sûresi 81-82. ve Tâhâ sûresi 65-69. âyetler.



Devamla da şu âyetleri okur:





(222) “Sizi sadece boş yere
yarattığımızı ve hakikaten huzurumuza



geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak ve gerçek hükümdar


Allah, çok yücedir. O’ndan başka hak ma'bûd yoktur, O, yüce


Arş’ın sahibidir. Her kim Allah ile birlikte diğer bir ilâha
taparsa,



-ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı
ancak



Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz.


(Rasûlüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin


en iyisisin.”
Mü’minûn, 115-118.


(223) “Saf saf dizilmişlere,
toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin



ederim ki, İlâhınız birdir. O, hem göklerin, yerin ve ikisi
arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir. Biz yakın göğü, bir



süsle, yıldızlarla süsledik. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan
her



şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i a’lâ’ya (yüce topluluğa)


kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar.
Ve



onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak (meleklerin
konuşmalarından)



bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık


takip eder.”
Saffât,
1-10.



(224) “Hani cinlerden bir
gurubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik.



Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) “Susun”


demişler, Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcılar olarak
kavimlerine



dönmüşlerdi. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Mûsâ’dan


sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru


yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah’ın
davetçisine



uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen
bağışlasın



ve sizi acı bir azaptan korusun. Allah’ın davetçisine uymayan


kimse yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi


için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir


sapıklık içindedirler.”
Ahkâf, 29-32(225) “Ey
cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp



gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp


gidebilirsiniz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?



Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi


kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız. Öyleyken Rabbinizin hangi


nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
Rahmân, 33-36.


(226) “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir
dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah



korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu


misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. O, öyle
Allah’tır



ki, O’ndan başka hak ma’bûd yoktur. Görülmeyeni ve görüleni


bilendir. O, rahmandır, rahimdir. O, öyle Allah’tır ki,
kendisinden



başka hak ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten
münezzehtir,



selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır,


üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.


Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O,
yaratan,



var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur.


Göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O,
galiptir,



hikmet sahibidir.”
Haşr, 21-24. 227) “(Resûlüm!)
De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum



Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur:


Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur’an
dinledik



de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak
koşmayacağız.



Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne


de çocuk edinmiştir. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis veya


azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.


Hâlbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla


yalan söylemezler, sanmıştık. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı


kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların
taşkınlıklarını



arttırırlardı. Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç


kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. Doğrusu biz
(cinler),



göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle
doldurulmuş



bulduk. Hâlbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlarında


(haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat


şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev
huzmesi



buluyor.”
Cin,
1-9.
Bunlardan sonra ise
İhlâs, Felak ve Nas sûrelerini



okur.(228)


Sihrin tedavisiyle ilgili kitaplarda yer alan
ve Kur’ân



âyetlerinden oluşan rukye bunlardan ibarettir.
Biz, rukye



konusunda önceliği Kur’ân’a verdik, çünkü
O’nun insanlara



şifa olduğu bizzat Kur’ân’da bildirilmektedir.(229) Şimdi


ise bu âyetlerin peşinden hadislerde yer alan
sığınma dualarına,



Cebrail aleyhisselâm’ın Peygamber sallallahu aleyhi ve


sellem
’e, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in de ashabına


yaptığı rukyeye yer vereceğiz.


Hadislerde Geçen Sığınma Duaları:


1.
Cebrail aleyhisselam’ın
Peygamber
sallallahu aleyhi ve


sellem
’e yaptığı rukye:





“Sana sıkıntı veren her şeyden, gerek nefislerin şerrinden


gerekse de hasetçinin gözünden dolayı sana Allah’ın


adıyla rukye yapıyor (okuyor)um. Sana Allah’ın adıyla


okuyorum.”
(230)


2.
Sahîh-î Buhârî’de İbn
Abbâs’tan şöyle bir rivâyet



yer almaktadır: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hasan


ve Hüseyin’e sığınma duası okur ve şöyle
derdi: Atanız (İb-rahim), (oğulları) İsmail ve İshak’a şu duayı okurdu:






“Her türlü şeytandan, zehirli haşerattan ve nazar değdiren


gözden Allah’ın tam ve mükemmel kelimelerine sığınırım.”
(


231)


3.
Osman b. Ebi’l-Âs radıyallâhu anh’dan şöyle rivâyet


edilmiştir: “Neredeyse beni öldürecek derecede
bir ağrım



olduğu sırada Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem yanıma


gedi ve şöyle buyurdu: “Sağ elinle (ağrıyan
yeri) yedi kere



ovala ve (her defasında) şöyle de:





“Çektiğim ağrıdan Allah’ın izzetine, kudretine ve hâkimiyetine


sığınırım.”
(232) Ben de hemen dediği gibi yaptım


ve Allah bendeki ağrıyı giderdi. Ben o günden
beri hem aileme



hem de başkalarına bu duayı tavsiye ediyorum.”


4.
“Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bir hastanın yanına


gidince veya ona bir hasta getirildiğinde
şöyle derdi:






“Sıkıntıyı gider ey insanların Rabbi! Şifa ver. Zira sensinşifa
veren. Senin şifandan başka şifa da yoktur. Geride



hastalık bırakmayacak bir şifa ile şifa ver.”(233)


5
. “Her kim eceli gelmemiş
olan bir hastayı ziyaret



eder de onun yanında yedi kere:





“Büyük arşın Rabbi olan Büyük Allah’tan sana
şifa vermesini



dilerim” derse Allah onun hastalığını iyileştirir.”(234)


Bunlardan başka hadislerde geçen ve hem diğer
hastalıklara



hem de sihirden kaynaklanan rahatsızlıklara
karşı



okunabilecek başka dualar da vardır.


Kur’ân ve Sünnet'te yer alan rukyelerin yanı
sıra



İbnu’l-Kayyim’in, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu


hastalığı tedavide kullandığını söylediği bazı
usûller de



sihrin tedavi yöntemlerindendir. Şimdi
İbnu’l-Kayyim’in



bu konuda söylediklerine yer vereceğiz. O
şöyle der:



“Burada amaç, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in


bu hastalığı (sihri) tedavide takip ettiği
usûlü açıklamaktır.



Nitekim bu konuda ondan iki yöntem rivâyet
edilmiştir:



1.
Birincisi –ki en etkilisi
budur- sihrin yapıldığı malzemeyi



çıkarıp sihri bozmaktır. Nitekim Peygamber sallallahu


aleyhi ve sellem
’den sahih olarak gelen rivâyetlere göre o,


bu konuda Rabbine niyazda bulunmuş ve Allah da
ona bu



yöntemi bildirmiştir. Bunun üzerine Allah
Rasûlü
sallallahualeyhi ve sellem
sihrin yapıldığı
malzemeyi kuyudan çıkarttırmıştır.



Bu malzeme bir tarak, birkaç saç kılı ve erkek
hurma



tomurcuğundan oluşmaktaydı. Peygamber sallallahu aleyhi


ve sellem
bu
malzemeyi çıkarttırınca rahatsızlığı ortadan



kakmış, hatta bağlarından çözülmüş gibi
rahatlamıştır. Sihir



yapılan kişiyi tedavi etmede en etkili
yöntemlerden biri



budur. Zira bu, vücutta bulunan zararlı bir
maddeyi istifra



vb. yollarla çıkarıp atmak gibidir.


2.
İkincisi, sihrin
zararının ulaştığı yerdeki zararlı



maddenin boşaltılmasıdır. Çünkü sihrin insan
tabiatında,



vücudun salgılama düzeninde ve mizacın
bozulmasında



etkisi vardır. Eğer sihrin etkisi bir organda
ortaya çıkar ve



pis maddenin bu organdan boşaltılması mümkün
olursa



bu, gerçekten fayda verir.


Ebu Ubeyd, Ğarîbu’l-Hadîs adlı eserinde senediyle


birlikte Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan şöyle
rivâyet eder:



“Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine sihir yapılınca


başından boynuz(dan yapılmış hacamat
bıçağıy)la



kan aldırdı.” Ebu Ubeyd, bu rivâyette geçen « طب :tubbe» kelimesinin


«sihir yapmak» anlamına geldiğini
belirtmiştir.
(235)


Bu kan aldırma meselesi, bilgisi kıt olanlara
biraz karışık



gelmiş ve onlar: “Kan aldırmayla sihrin ne
alakası var?



Bu hastalıkla bu tedavi arasında ne gibi bir
ilişki olabilir?”



demişlerdir. Hâlbuki bu tedavi yöntemini
Hipokrat, İbn



Sînâ veya başkaları söyleseydi onlar, bunu
içtenlikle kabul



eder ve şöyle derlerdi: “Bu tedavi yöntemini,
bilgi ve fazile-tinde şüphe bulunmayan kimseler söylemiştir.”



Bil ki Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e yapılan sihrin


etkisi, onun beynine, orada bulunan bir güç
merkezine



ulaştı. Öyle ki ona, bir şeyi yapmadığı halde
yaptı gibi geliyordu.



Bu, sihir yapanın insan tabiatı ve kanda
bulunan



bir madde üzerinde oluşturduğu bir etkidir. Ki
bu madde,



beynin ön kısmına galip gelip onun mizacının
aslî tabiatını



değiştirmiştir.


Sihir, kötü ruhların etkileri ile insan
tabiatındaki



güçlerin onlara olan tepkisinden meydana
gelir. Bu, sihrin



olabilecek en ağır etkisi olup özellikle
sihrin etkisinin



ulaştığı bölgede kendini gösterir. İşte sihrin
etkisiyle zarar



görüp görevini yerine getiremeyen bu bölgeden
kan alınması



en yararlı tedavi şekillerindendir. Ancak bu
kan alma



usulüne uygun olmalıdır. Bu konuda Hipokrat
şöyle der:



Boşaltılması gereken şeyler, boşaltılmaya en
elverişli oldukları



yerlerden ve boşaltılmalarına uygun olan
aletlerle



çıkartılmalıdır.


Bazıları şöyle demiştir: Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve


sellem
bu
hastalığa tutulunca –ki ona bir şeyi yapmadığı



halde yaptı gibi gelirdi- bunun, kanda bulunan
bir maddeden



ya da benzeri bir şeyden kaynaklandığını
zannetti.



Ona göre bu madde, onun beyni tarafına
yönelmiş ve beynin



ön kısmını etkileyip onun normal durumunu
bozmuştu.



O dönemde kan aldırma, en etkili ve en faydalı
tedavi



yollarından biriydi. Dolayısıyla o da bu yola
başvurdu.



Ancak bu, hastalığının sihir olduğu kendisine
vahyedilmeden



önce olmuştur. Allah teâlâ’dan vahiy gelip de
onasihir yapıldığı haber verilince Allah Rasulü
sallallahu aleyhi ve


sellem
gerçek
tedaviye başvurdu. Bu tedavi, sihrin yapıldığı



malzemenin çıkartılıp sihrin bozulmasıdır.
Allah’a niyazda



bulundu ve Allah ona bu malzemenin konulduğu
yeri



bildirdi. O da onu çıkarttırdı ve sanki
bağlarından çözülmüş



gibi rahatladı.


Bu sihrin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üzerindeki


etkisi sadece vücudu ve organlarınlarıyla
sınırlıydı. Sihir,



onun aklına ve kalbine etki etmemişti. Bu
yüzdendir ki o,



hanımlarından bazılarıyla birleşme yaptığı
hayalinin doğru



olduğuna inanmıyordu. Aksine bunun, aslı
olmayan bir



hayalden ibaret olduğunu biliyordu. Nitekim
bazı hastalıklar



da böyle hâllere yol açabilmektedir. Allah en
iyisini



bilir.(236)


Rukye yapmak, belirli kişilere has bir iş
değildir. Zira



her müslüman hem kendisine hem de bir
başkasına rukye



yapabilir. Başka birisi de ona rukye
yapabilir. Yine koca



karısına, kadın da kocasına rukye yapabilir.
Bununla beraber



rukye yapan kişinin sâlih bir kimse olmasının,
rukyenin



fayda vermesi noktasında etkili olduğu
şüphesizdir.



Bu işi yapan kişi ne kadar sâlih olursa
rukyenin faydası da



o kadar çok olur. Çünkü Allah teâlâ şöyle
buyurmaktadır:



“Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.”(237)


Sihrin en etkili tedavi yollarından biri,
ilâhî ilaçlardır.



Hatta bizzat yararlı ilaçlar bunlardır. Çünkü
sihir, kötü ve



süflî ruhların etkilerindendir. Bu etkilerin
def edilmesi iseonlara karşı koyup direnebilecek ve tesirlerini yok edebilecek



olan zikirler, âyetler ve dualarla olur. Bu
karşı koyma



ne kadar güçlü ve şiddetli olursa, sihri çözme
de (nüşre
(238))


o kadar etkili olur. Bu, tıpkı her biri
hazırlıklı ve silahlı iki



ordunun karşı karşıya gelmesi gibidir. Hangi
taraf galip gelirse,



karşı tarafı ezip hâkimiyeti altına alır ve
idareyi eline



geçirir. Aynı şekilde kalp de Allah ve O’nun
zikriyle dolup



taşarsa; yakarış, sığınma, dua ve zikirleri
vird edinip aksatmadan



ve hem dili hem de kalbiyle beraber yerine
getirirse,



işte bu, sihrin ona işlemesine engel olacak en
önemli



tedbirlerden ve başa geldikten sonra da onu
tedavi edecek



en iyi yollarındandır.


Büyücülere göre sihirleri ancak zayıf tepkili
kalplerde



ve süfliyata/günahlara bağlı şehvete düşkün
ruhlarda etkili



olur. Bu yüzdendedir ki sihir, çoğunlukla
kadınlarda,



çocuklarda, cahillerde, köylülerde, din, tevekkül
ve tevhid



noktasında zayıf olanlar ile Allah’ın
zikrinden ve Peygamber



sallallahu aleyhi ve sellem
’den nakledilen dualardan nasibi


olmayan kimselerde etkisini gösterir. Netice
olarak sihrin



etkisi, günahlara meyilli ve savunma gücü
zayıf olan kalplerde



daha fazladır.


Bazıları bu konuda şöyle demiştir: Sihir
yapılmış kimse,



kendi aleyhine çalışan bir kişidir. Şöyle ki
biz, sihir



yapılmış şahsın kalbinin bir şeye bağlı ve ona
çok fazla



yönelmiş olduğunu görmekteyiz. Böylece o şey,
o şahsın



ona olan meyli ve ilgisi dolayısıyla onun
kalbini etkisi al-tına alır. Zaten kötü ruhlar da bu kötü ruhlara uygun işlere



meyletmek sûretiyle kapılarını kendilerine
açıp hazır



halde bekleyen, ilâhî kuvveti bulunmayan ve
onlara karşı



savaşacak hazırlığı da olmayan ruhlara
musallat olurlar.



Böylece hiçbir hazırlığı olmayan ve o kötü
ruhlara uygun



düşen işlere meyli olan bu ruhları hazırlıksız
bir şekilde



yakalar ve sihir vs. ile
onları etkisi altına alırlar.
(239)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://medyumbilal.dogoo.us
 
ŞER'İ RUKYE
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MEDYUM BİLAL :: RUKYE VE MUSKA NEDİR CAİZMİDİR-
Buraya geçin: