MEDYUM BİLAL

HER DERDİN ÇARESİ BU KAPIDA
 
Anasayfacin huddam yüzüTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ZİKİR ÇEŞİTLERİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:12 pm tarafından medyumbilal

» GERÇEK ŞAHMERAN DUASI
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:11 pm tarafından medyumbilal

» VİRD ZİKİR DERSİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:05 pm tarafından medyumbilal

» VİRD-İ MEVLEVİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:04 pm tarafından medyumbilal

» SALAT-I MEŞİŞ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:03 pm tarafından medyumbilal

» CİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİ
Ptsi Mayıs 24, 2010 5:01 pm tarafından medyumbilal

» CİNLER NEREDE YAŞARLAR
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:59 pm tarafından medyumbilal

» KAÇ ÇEŞİT CİN VARDIR
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:59 pm tarafından medyumbilal

» CİNLERİN VARLIĞI YAPISI
Ptsi Mayıs 24, 2010 4:58 pm tarafından medyumbilal

Şubat 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728     
TakvimTakvim
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 49 kişi Paz Haz. 03, 2012 5:03 am tarihinde online oldu.
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum

Paylaş | 
 

 ZİKİR ÇEŞİTLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
medyumbilal
medyum


Mesaj Sayısı : 144
Kayıt tarihi : 30/04/10

MesajKonu: ZİKİR ÇEŞİTLERİ   Ptsi Mayıs 24, 2010 5:12 pm

Zikir Çeşitleri

1.Dille zikretmek

Dil ile zikretmek doğrudur; ama yeterli değildir.İmam Gazâlî'nin ifadesiyle:"Kalp gafletten uyanmadan dille zikir yapmanın faydasıda az olur.Kalp huzuru şarttır.Hatta kalp huzuru olmadan ve dünya meşgalesi ile yapılan zikrin de faydası azdır.Bütün ibadetlerin kalbin huzuru ile değerlenir."

2.Hem dil hem de kalple zikretmek

Dil ile zikretmek kalbin uyanmasına vesile oluyor ve kalpte Allah zikri yerleşiyorsa bu zikir faydalıdır.Ama bunun çeşitli merhaleleri vardır.Mürid kalbini ve lisanını vesveselerden kurtarıp Allah'ı zikretmeye muvaffak olursa, zikir ile ünsiyet bulur ve kalbinde ilâhî muhabbet meydana gelir.Nitekim bu konuda Kur'an ve Sünnet'te çeşitli deliller de mevcuttur.Bu yolu tercih ederek müridlerini terbiye eden mürşid-i kâmiller olmuştur.

3.Dili hareket ettirmeden mânasını kalple düşünerek zikretmek

Bu tür bir uygulama tasavvuf yoluna intisap edenlerde görülmemiştir.Hatta bazı ilim sahipleri de bu konuda sevap olup olmadığına dair çeşitli görüşler bildirmişlerdir.

4.Dili hareket ettirmeden kalpte Allah lafzıyla zikretmek

Bu zikir sâdât-ı kirâmın müridlerine öğrettiği bir usüldür.Aşağıda buna ayrıca değineceğiz.Ama önce kalp zikrinin neden önemli olduğunu açıklayalım.

Kalp Zikri Neden Önemlidir?

Kalpte Allah lafzıyla zikredilince "Allah" kelimesinin sadece mânası düşünülmez.Aynı zamanda kalp, bu ismin hiçbir benzerinin olmadığını da idrak eder.Zira kalp, yaratılışı gereği bu isimle zikretmekten huzur bulur.Buna "ism-i zât zikri" denir.Bu, kalbin "Allah, Allah" diye ziktretmesidir.Bunun devamında "nefy-i isbât zikri gelir.Bu da kelime-i tevhid adı verilen "lâ ilâhe illallah" sözlerini kalpten zikretmektir.
İsm-i zât veya nefy-i isbât zikrinde, kalbin tam bir teslimiyeti ve zikredilen (Allah Teâla) bütün sıfatlarının kalpte hissedilmesi söz konusudur.Bu yüzden tüm zikirlerin en faziletlisidir.İmam Gazâlî'nin ifadesiyle: "Kalp bu zikirle huzur bulunca ünsiyet meydana gelir.Kişi mal, mülk sevgisi ve dünyevî arzu ve isteklerden arınır.Yalnız zikrullah ile baş başa kalır.O zaman kişi, bu zikre mani olacak her şeyden uzaklaşır.

Gizli Zikri Teşvik Eden Hadis Meâlleri

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle naklediyor: Resûlullah Efendimiz (s.a.v) Mekke yolunda ilerliyordu.Cümdân denilen bir dağın yakınlarına gelince şöyle buyurdu:
"Burası Cümdân denilen yerdir, yürüyün.Müferridler ileri geçmişlerdir." Sahâbe-i Kirâm,
"Ey Allah'ın Resûlü! Müferridler de kimlerdir?" diye sordu.Sevgili Peygamberimiz (s.a.v),
"Onlar Allah'ı çokça zikredenlerdir" buyurdu.
Diğer bir rivayette ise,
"Allah'ın zikrini kendilerine şair edinenlerdir.Zikir onların yüklerini ve ağırlıklarını sırtlarından atar.Onlar kıyamet gününde Allah'ın huzuruna günahlardan hafiflemiş olarak gelirler" buyurdu.
Hadiste "şair edinenler" diye tercüme edilen kelime (müstehtirûn) "Allah'ın zikri ile dolup taşmak, düşkün olmak" anlamındadır.Buradan şu anlaşılıyor emek ki zikir kalpte tam olarak yer etmedikçe dolup taşmıyor.Kalbin Allah zikriyle dolu olması da kalpte daima hatırlanması anlamına geliyor.İşte bu yüzden sâdât-ı kirâm, kalp zikrini tercih etmiştir.
Diğer bir hadiste ise kıyamet günü Allah Teâla'nın arşının gölgesinde gölgelenecek müminler sayılırken "Tek başına iken Allah'ı zikreden ve göz yaşı döken" kişiden bahsedilir.
Tecrübe ile bilinmektedir ki, genellikle kalpten zikredildiği zaman göz yaşı durmaz akar.Bu da zikrin kalpten istendiğini gösterir.Hiç şüphesiz bunu, riyanın esiri olmayan gerçek anlamda Allah'ı zikreden zikir âşıkları çok iyi bilir.
Ebû Hüreyre'nin (r.a) naklettiği diğer bir hadiste Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Allah Teâla şöyle buyuruyor:Ben kulumun zannı üzereyim.Beni zikrettiği zaman, ben onunla beraber olurum.Eğer beni kendi zikrederse, ben de onu kendi zâtımla anarım.Şayet beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluğun içinde anarım.Bana bir karış yaklaşırsa ben ona on karış yaklaşırım.Bana bir aşrın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım.Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim."
Hadisi açıklayan bazı âlimler Allah Teâla'nın içinde zikretmesi ifadesini, kulun kalbine Allah'ın azametinin tecelli etmesi olarak yorumlamışlardır.

Bazı Evliyanın Gizli Zikir Hakkındaki Görüşleri

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri gibi bazı tasavvuf büyükleri de şöyle demiştir:
"Tasavvufun on tane temel özelliği vardır:Biri de Allah'ı kalpten zikretmektir."
"Allah'ı kalpten zikretmek, meleklerin sevabını bilip yazmaya güç yetiremediği amellerdendir."
İmam Gazâlî hazretlerinin gizli zikir hakkındaki görüşleri ise çok dikkat çekicidir:
"Kalp huzuruyla Allah'ı zikre devam etmek veya çoğu zaman bu halde bulunmak, gafil olarak yapılan ibadetlere tercih edilmiştir."
İşte Nakşibendi yolunun büyükleri kalp zikri derken kalbin bu mânevî huzurunu kastediyorlar.İsm-i zât ve nefy-i isbât zikrinde dil ile söylemeyi de bu anlamda zikrediyorlar.Nitekim Hüccetü'l- İslâm İmam Gazâlî bir eserinde şöyle diyor:
"Bu mânevî kuvvetin sadece uyku ve ölümle gerçekleştiğini zannetme.Bu hal, zühd ve riyâzetinde ihlâs sahibi olan kişiler için uyanık kendini alıkoyan kişi, sakin bir yere oturup duygularını bir kenara bıraksa ve gönlünden gelen sese ve kalbinin mânevî âlemlerdeki irtibatına kulak verse, diliyle değil ama kalbiyel 'Allah, Allah, Allah' dediğine tanık olacak ve bu âlemden, nefsinden meydana gelen hiçbir şeyi artık görmeyecek, sadece Allah Teâla'nın sıfatlarını idrak etmiş olacak; işte o zaman, uyanık haldeyken bu mânevî kuvvet inkişaf edecektir.Rüyada gördüğünü uyanıkken de görebilecektir.O zaman kendisine mânevî âlemler açılacaktır."

Bazı Fıkıh Âlimlerinin Gizli Zikir Hakkındaki Görüşleri

Cemel lakabıyla tanınan Şâfiî mezhebi âlimlerinden Ebû Davud Süleyman-ı Uceylî Hâşiye Şerhu'l-Menhec adlı eserinin "Kitâbü's-Salât" bölümünde şöyle diyor:
"Namaz kılmak, İslâm'a girdikten sonra bedenle yapılacak en faziletli amellerdendir.Müellif burada, bedenle yapılacak ibadet demekle kalple yapılacak ibadeti ayrı tutmuştur.Çünkü iman, mârifet, tefekkür ,tevekkül,sabır,şükür,rızâ,hüzün,Allah ve Resûlü için sevmek gibi kalple yapılan ibadetler kalple alâkalıdır.Bunların içinde ise en faziletli olanı Allah'a iman etmektir.
İşte sâdât-ı kirâm, kalp zikri derken kalbin böylesi bir özelliğine dikkat çekmektedirler.
Mâlikî mezhebi âlimlerinden Kadı İyâz, Allah'ı zikretme metodunun iki yolu bulunduğunu, bunun kalple ve dille olduğunu zikreder.Kalple Allah'ı zikretmenin de iki yönteminden bahseder; en kıymetli olan çeşidinin ise Allah Teâlâ'nın azametine tefekkür etmek olduğunu söyler.
Hiç şüphesiz Allah'ı tefekkür etmek, kalbin en önemli amellerindendir.Kalp amelinin samimi niyetle olacağı ise âşikârdır.
Hanbelî mezhebi âlimleri de nâfile olarak kılınan namazların çok sevap olduğunu; ama kalp ile yapılan zikrullahın çok daha değerli bulunduğunu söylemişlerdir.
Yine Şâfiî âlimlerinden Dîrdîr, Kadı İyâz'ın sözlerine açıklık getirir ve "kalple Allah'ı ziktretmenin Allah'a vâsıl olmuş büyük velîlere özgü çok kıymetli bir amel" olduğunu söyler.
Keza yukarıda adı geçen Cemel'in eserine hâşiye yazan Sâvî ise "en faziletli zikrin kalp ile yapılan gizli zikir olduğu" görüşünü savunmuştur.
İşte yolumuzun büyük velîleri sâdât-ı kirâmın tercih etmiş oldukları kalple yapılan gizli zikir, kendi başlarına bulup geliştirdikleri bir usul değildir.bilakis Kur'an ve Sünnet'e uygun ve âlimlerin övdükleri çok önemli bir zikir yöntemidir.Hem yıllarca insan üzerindeki olulu tesirleri tecrübe ile görülmüş, hâlâ da kabul edilmektedri.Bu yüzden yolumuzun pîri Şah-ı Nakşibend hazretleri, "Bidayetimiz, başkalarının nihayetidir" demiştir.
Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere yolumuzun büyük velîleri olan sâdât-ı kirâmın kalpten Allah'ı zikretme metodunu müridlerine öğretmenleri boşuna değildir.Onların bu usulünü destekleyen pek çok âlimlerin delilini ve tasavvuf büyüğü şeyhlerin sözlerini de aktarmak isterdik, ama bu durum, konuyu uzatmak olacağından burada okuyucuyu sıkabileceğini düşündük.Bu yüzden aktardıklarımızın yeterli olduğunu düşünüyoruz.Hamdolsun âlemlerin rabbi Allah'a...

Sâdât-ı Kirâmın Zikir Usulü

Zikir konusunda en önemli konu, insanları irşad etmeye ehil bir mürşid-i kâmilden ders almaktadır.Sâdât-ı kirâmın irşad için izin verdiği kâmil velîler bu konuda insanlara zikir usulünü öğretmekte ehil olan zatlardır.Bu velîler, müridlerine iki türlü zikir şekli öğretmektedir.
Her iki usulünnün de belirli kuralları vardır.Bunlar göz önüne alınırsa müride faydası çok olur.Şimdi sıra sâdât-ı kirâmın tarif ettiği gibi her iki zikir usulünü de açıklayalım.

1.Lafza-i Celâl Zikri

Mürid, namaz kılıyormuş gibi kendini Allah'ın huzurunda hissederek oturmalı ve zikre başlamalıdır.Gözlerini iyice kapattıktan sonra bütün hislerini, kendisini Allah Teâlâ'nın gördüğü ve işittiği düşüncesiyle toplamalıdır.Ardından mürid, çok günahkâr olduğu bilinciyle, o ana kadar sâlih amel işlemediğine ve Allah Teâlâ'yı doğru dürüst zikredemediğini kendini inandırmalıdır.
Bütün arzu ve isteğiyle Allah Teâlâ'yı zikredebilmek için gönülden yirmi beş defa "estağfirullah" demelidir.Bunu söylerken de her defasında tövbe-i istiğfarın anlamını idrak ederek gönülden dile getirmelidir.Çünkü estağfirullah,"Ey Allahım, beni bağışlamanı istiyorum" demektir.
Sonra sekiz defa Fâtiha-i şerife'yi okuyarak sevaplarını;başta sevgili Peygamberimiz (s.a.v) olmak üzere tasavvuf yolunun büyükleri ile Nakşibendî mürşid-i kâmillerinin ruhlarına, âdeta bu dünyada son nefesini veriyormuş, ruhu bedeninden kabzediliyormuş, cesedi kabre gömülmüş de kendisine imanını tazelemek üzere sâlih amelleri gelmiş ve bir bir kendisine görünmüş gibi düşünmelidir.
Ardından mürşidin hayalini düşünmelidir.Sanki onunla diz dize ve göz göze gelmiş, mürşidinin o can dolusu halindan medet dileyerek ve bereketler umarak bir müddet rabıta yapmalıdır.Burada geçen sürenin kendisine haz vermesi önemlidir.Çünkü rabıta, zikir esnasında nasip olacak ilahî feyiz gibi müride çok fayda verir.
Zira mürşid-i kâmil, Allah Teâlâ'yı zikredebilmeye ve zikrin hakkını yerine getirmeye daha ehil bir dostudur.Böylesi bir mürşid-i kâmille mânevî olarak beraber olmak, ilahî feyizlerin gelmesine vesile olacak ve ruhanî bir hal meydana getirecektir.Hatta onun sûretini kalpten düşünmek, ilahî ikramların davet edilmesine sebep bile olabilecektir.Nitekim sevgili Peygamberimiz (s.a.v),
"Zikir ehli sâlih kullarla oturan şakî ( rahmet ve bereketten mahrum) olmaz" buyurmuştur.
Mürid bu şekilde rabıtaya devam ettiğinde, Allah Teâlâ'yı tam bir kalp huzuru ile yönelir.
Ardından dilini damağına yapıştırır, sağ elinin orta parmağın ile baş parmağını halka yaparak diğer parmaklarını kapatıp tesbihi kalbinin üzerine koyarak, şehadet parmağıyla tesbihi çevirir ve kalbiyle "Allah, Allah" der.Bu esnada hayaline hiçbir şekil getirmeden yüce rabbini zikrettiğini düşünür.Kalbini zikirde toplar.Her 100 bittiğinde diliyle kendi duyacağı bir sesle, "İlâhî ente maksudî ve rızake matlûbî ( Ey Allahım! Maksadım sensin, tek istediğim senin rızandır)" der.
Bu şekilde "lafza-i celâl" adı verilen zikir usulünü mürşidi günde kaç defa yapmasını istemişse. o kadar sayıda zikretmeye devam eder.Bu dersini yirmi dört saatte bir defa yapar.

2.Kelime-i Tevhid Zikri

"Lâ İlâhe ilallah"sözlerine kelime-i tevhid denir.Bunun da belirlenmiş bir zikir usulü vardır.kâmil mürşidler tasavvufî terbiyede ilerleyen müridlerine bu zikri özel olarak öğretirler.Her Müridin, fayda görebilmesi için mürşidinden aldığı tarif üzere zikrini yapması gerekir.
Netice olarak tasavvuf yoluna giren samimi bir müridin, bu yolun âdâbını öğrenmesi ve zikir sonunda da ona göre davranışlar göstermesi gerekir.Örneğin mürid:
Devamlı abdestli olmaya çalışmalıdır.
Namazlarını daima cemaatle kılmalıdır.
Farz namazların sünnetlerini terketmemelidir.
Nâfile namaz kılmakla birlikte zikrini de daha çok yapmak için gayret etmelidir.
Akşam ile yatsı namazları arasındaki vakitte nâfile ibadetleri ihmal etmemelidir.
Seher vaktini ibadetle ihya etmelidir.
İmkânlar ölçüsünde tasavvuf yolunu inkâr edenlerle münakaşaya girmemelidir.
İslâm'ın tavsiye ettiği helâl işleri, yasakladığı haram davranışları iyice öğrenmeye çalışmalıdır.
Tevazu sahibi olmalıdır.
Kendisini başkaları ile kıyaslamamalıdır.
Özellikle nefsin kötü hastalıklarını tedavi etmekle uğraşmalıdır.
Mürşidine olan sevgi ve muhabbetini gün geçtikçe arttırmalıdır.
Kalbini Resûlullahın ve Allah Teâla sevgisiyle doldurmaya gayret etmelidir.
Zâhirî be bâtınî davranış ve tavırlarında vakar sahibi olmalıdır.
Mürşidiyle birlikte olsun veya olmasın her hâlükârda edep sahibi bir mümin olmak için gayret etmelidir.
Kendisini kimseden üstün görmemelidir.
Benlik duygusuna kapılmamalıdır.
Başkalrının eksiklerini araştırmak yerine nefsinin kusurlarını görmek için gayret etmelidir.
Mürşidini çok sevmelidir.
Mürşidien karşı hem zâhir hem de bâtın olarak bağlanmalıdır.
Mürşidiyle birlikte olsun veya olmasın ona karşı hürmette kusur etmemelidir.
Süratte mânevî ilerlemeye (kemâlât) ulaşmak için çaba sarfetmelidir.
Tüm bunları mürid, günlük evradı ihmal etmeksizin yapmalıdır.
Murakabe haline en güzel şekilde ulaşabilmek için çaba da göstermelidir.
Mümkünse tasavvufî ahlâkı bilen kişilerle beraber olmaya çalışmalıdır.
Bu yolun inceliklerini bilmeyen insanların ulu orta konuşmalrından olumsuz etkilenmemelidir.Bunun için de sürekli ilim ve amel sahipleriyle birlikte olmalıdır.
İslâm dinide helâl ve haram olan konuları iyice öğrenmelidir.
Hak Teâlâ'nın yolunda ilerleyebilmek için asla bunlardan taviz vermemelidir.İşte o zaman mürid, Allah'a vâsıl olmanın kemâlâtını alde edebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://medyumbilal.dogoo.us
 
ZİKİR ÇEŞİTLERİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MEDYUM BİLAL :: MEDYUM BİLAL'DEN ÇOK ÖZEL DUALAR-
Buraya geçin: